Cumartesi, Ağustos 24

Çocuklara Öyküler

YILANCI VE HIRSIZ

Çocuklara Öyküler
Hırsızlardan biri yılan oynatıcılarından birinin yılanını çaldı. Ahmak hırsız çok değerli bir şey çaldığını sanıyordu. Yılan bir fırsatını bulup, hırsızı soktu. Hırsız yılanın zehriyle inleye inleye öldü.          Öte yandan yılancı da hırsızı bulup yılanını geri almak için durmadan dua ediyordu. Nihayet bir gün yılanını çalan hırsızın ölüsüne rastladı. Yılanın hırsızı zehirleyip öldürdüğünü anlamıştı. Yılanını Bulmak için ettiği duaların kabul edilmeyişine sevinerek Allah’a şükretti.            NİCE DUALAR VARDIR Kİ, ASLINDA İNSANA ZARAR VERECEKTİR. YÜCE ALLAH (c.c.) ONLARI YÜCELİĞİNDEN VE KULUNA MERHAMETİNDEN DOLAYI KABUL ETMEZ.

LEYLA’NIN CEVABI

Çocuklara Öyküler
Padişahın biri, Mecnun’un, aşkından deli divane olup çöllere düştüğü Leyla’yı çok merak eder. Leyla’nın bulunup huzuruna getirilmesini emreder.          Padişahın adamları Leyla’yı bulup getirirler. Padişah, Leyla’yı görünce hayretler içinde kalıp sorar:          Mecnun’un aşkından deli divane olup, dağlara çöllere düştüğü Leyla sen misin? Senin öyle fevkalade bir güzelliğin olmadığı gibi, sıradan bir kadından da hiçbir farkın yok. Nasıl olurda Mecnun senin için deli divane olur?          Leyla hiç tereddüt etmeden cevap verir:          Padişahım sus! Çünkü sen Mecnun değilsin. Bendeki güzelliği görebilmen için sende Mecnun’un gözlerinin olması ve bana Mecnun’un gözleriyle bakman gerekir, der.          Padişah Leyla’nın bu haklı sözleri karşısında söyleyecek bir söz bulamaz, susar.

AZRAİL’DEN KAÇAN ADAM

Çocuklara Öyküler
Yaşlıca bir adam soluk soluğa Süleyman Peygamber’in Huzuruna çıktı. Korkudan sapsarı kesilmiş, beti benzi atmıştı.          Ne oldu böyle? Diye sordu Süleyman Peygamber.          Adamcağız:         Bugün Azrail’i gördüm. Bana öyle öfkeli gözlerle baktı ki, korktum. Rüzgara emredin, beni Hindistan’a kadar götürsün de canımı kurtarayım, diye yalvardı.          İşte yoksulluktan kaçan insan da böyle gayretle kurtulacağını sanır. Yoksulluk korkusuyla kendine göre çabalar durur.          Süleyman (a.s.) rüzgara emretti, adamı Hindistan’a gönderiverdi.          Ertesi gün Süleyman Peygamber, Azrail’e Sordu:          Niye öyle öfkeyle baktın o Müslüman’a          Azrail şöyle cevap verdi:          Ne zaman öfkeyle bakmışım? Tam aksine o adamı burada görünce şaşırdım kaldım. Çünkü Allah (

BAKKAL VE PAPAĞAN

Çocuklara Öyküler
Bir bakkal ve onun güzel sesli, tatlı dilli, konuşkan bir papağanı vardı. Papağan dükkanı bekler , alışveriş edenlerle konuşur, şakalaşırdı. Bir gün ansızın dükkana fare kovalayan bir kedi daldı. Papağan can havliyle sıçrayınca, raflardaki gülyağı şişeleri devrildi, yağları döktü. Sahibi geldiğinde dükkanın halini gördü ve papağanın başına vurdu. Bu yüzden papağan kel kaldı ve sesi soluğu kesildi. Sahibi yaptığına çok pişman olmuştu. Nice hediyeler dağıttı, ah etti, dövündü ama kar etmedi. Üç gün üç gece sonunda yine papağanı konuşturmak için türlü türlü maskaralıklar yaparken, sokakta bir adam göründü. Kafasında hiçbir saç bulunmayan bu cascavlak adam, böyle yaşamayı adet edinmiş bir tarikata bağlıydı. Kafası cascavlak dervişi gören papağan birden dile geldi ve:          Ey kel! Sendemi

ŞAŞININ İNADI

Çocuklara Öyküler
Bir ustanın şaşı bir çırağı vardı. Bir gün ustası ona:          Bizim eve git, en üst rafta bir şişe var, onu al, bana getir, dedi          Şaşı çırak eve gitti, kapıyı açıp eve girdi. Ustasının dediği rafa bakınca iki şişe gördü, dönüp geldi:          Ustacığım, hangi şişeyi getireyim, çünkü dediğiniz rafta iki şişe var, dedi.          Usta:          O rafta iki değil, sadece bir şişe var, git onu getir, diye tekrarladı.          Çırak ayak diretti, itiraz etti:          Beni boş yere azarlama usta, o rafta iki şişe var, hangisini getirmemi istiyorsan açıkca söyle, dedi.          Usta çırağa anlatamayacağını, ne söylerse söylesin dinletemeyeceğini görünce:          Madem orada iki şişe var diye inat ediyorsun, git birini kır, diğerini al getir, dedi.          Çırak koşarak gitti